Maskeler ve Ruhlar

 In Pozisyon Hatası

Düşlerin tutuştuğu yerde yalnızlık vardı. Altın kapılarından geçtiğim balo salonunda, takılan maskeler bile buğulu, roller muallakta. Zamanın an olduğu yerde bir mühürdü düş. Ulaşılamadığı ölçüde düşkünlük ve geçmişe dair keşkeden ibaret. Yalnızlık kendi kendinle muhabbetti bir yerde, karşılıklı iki aynanın sonsuz yansıması kadar derin ve katıksız. Bu hale aşinalık, kendini ifadeyi, sohbete katılmış üçüncü bir şahısa durumu özetlercesine, yüzeysel ve özden eksik kılıyor. Bir de keşke bataklığında çırpınmak, içimizdeki aynayı /aynaları kırıyor. Her çatlak sonsuz bir kırılma önümüzdeki yansımada. Her kırık parça o mühürlü an üz’re bir başka duygu patlaması.

Tükenişlerime vuran ölümcül çarklarda an be an delilik mühürleniyor, gayrıresmi arşivde tescilleniyor. Tükeniş, özgür kılıyor insanı kendinden. Çarklar uzay zaman eğrisine boyun eğip dönmeye devam ettikçe, tekrar kendinden geçiriyor insanı. Öyle ya bir maskeli baloda çırılçıplak soyunmak, ciddi anlamda kendinden geçiş gerektiriyor. Çünkü kendinden geçmeyen her yol, bir maskeye tosluyor.

Maskeler buğulu, çünkü herkes bir parça deli. Ama kimse ipleri bırakacak kadar cesur değil. Yahut da çocukluktan kalma, takdir / beğenilme bağımlılığından kurtulamıyor. Nefret bile etse, tapınsa da, kuşkusuz tüm çocukların tanrıları bir ebeveyn sureti. Bu ilahi torbacıların esaretinde, ağır bir krize dönüyor, balo salonunun sakin(!)lerine ait hayat kırıkları. Tutkuyla tutuşacağına, kanun namına tutuklanıyor ruhumuz.

Ruhların hapishanesinde, duvarlar kalıplara sokar ruhları ve kalıptan çıkan her ruh bir başka tuğladır artık duvarda.

Alper Ergenekon
Fotoğraf: Abbastanza “abbas the flower” ~ Anarchy

Recommended Posts