Mış Gibi

 In Kıbrıs Defterleri, Pozisyon Hatası

Bazen artık büyüdüğünü fark edersin ya hani, en çok da oyun oynayan çocukları seyrederken gelir başıma benim bu. İçimde çok eskiden kalma, ama kuvvetli bir his uyanır ki, sanki kabuk tutmuş bir yaranın kaşınıp yeniden kanatılması gibi bir hatırlama ânıdır bu: Cezalandırılmış, eve tıkılıp kalmışım ve arkadaşlarım sokakta oyunlar oynuyorlarmış…

Geçer gider sonra, uçar, uçuverir. Bir an kendimi küçücük zannederim. Annem şimdi görüp camın önünde somurtarak oturup, neşeli haykırışları kulaklarımızı gıdıklayan çocukların oyunlarını seyrettiğimi, dayanamayacak, bir bahane uydurup beni sokağa yollayacakmış gibi. Mış gibi işte. Sadece mış gibi. O “mış gibi,” gözünü kan bürümüş bir canavar, hırsından kudurmuş, küçük hesaplar peşinde koşmaktan yorulmayan bir insan acımasızlığıyla, bir anda büyütür beni. Ah zihnim, etim, düşlerim, uyandığım gün, ah! Ne zaman büyüdün çocuk…

Saklambaç oynamayalı belki 30 yıl geçmiştir, ama çocukların oyunlar oynadıkları çıkmazları, parklara bakan evleri hep sevmişimdir. Gerçi hiç oturamamıştım böyle bir evde Kıbrıs’a gelene dek. Bu evde çalışma masamız parka bakıyor. Tam önünde de boylu boyunca bir pencere uzanıyor. Akşamüstleri iskemlemi çekip başına oturduğumda, arkadaşlarım çoktan gelmiş oluyorlar parka. Kimi epey haylaz, birinin ağzı pek bozuk, öteki de kim ne derse şıp diye inanıveriyor; çok alay ediyorlar onunla. Tıpkı ben: Hayalperest. Bir de altın sarısı olsa saçları. Hele biri var ki, düşman başına! Kedi, köpek, kertenkele, kuş, börtü böcek hepsiyle kanlı bıçaklı. Elinde hep bir dal parçası, çığlık çığlığa koşturur canı sıkılmayagörsün.

Nelerden besleniyorsunuz, gibisinden bir soru sormuştu birileri bir söyleşide bir keresinde; şimdi gene sorsa…

Öğrenmek mecburiyetinde kalıyorsun büyümeyi; kafana vura vura öğretiyor hayat. Kaçacak yer yok zamandan; büyük saat işliyor: Tik. Zamanla savaşmak anlamsız. Zamanla sevişmeyi öğrenmek gerekiyor. Tak. Zamanı kaybettiğini zannediyorsun başlarda, zamanda kaybolan sensin oysa.

Yeterince büyüksen, ya da yeterince büyüyebilmiş, öğrenebilmişsen demek istiyorum, en az ikiye bölüneceksin. Tam ortadan. Dün ve yarın arasında, düş ve gerçek arasında. Bir yarın hep eksik kalacak, ama her bir yarını büsbütün koruyacaksın. Biraz büyüyecek, biraz da çocuk kalacaksın. Kalacaksın, kalmalısın, çünkü yeterince büyüyünce gene küçüleceksin; hazırlıklı olmalısın.

Nedir; büyür içinde insanın? Göçebe midir rüzgâr ve deniz, mülkü müdür yoksa toprağın ve o topraklar ki hep köksüzse de dili kemiksiz olanın?

Nedir; ölür içinde insanın?..

Janset Karavin
10 Haziran 2016, Kıbrıs

Fotoğraf: Erdem Genç ~ “Balat II”

Recommended Posts