Oturmaya da Bekleriz – “Çocuktum, Güzeldi” – İlkay Büyü Chkotua

Oturmaya da Bekleriz – “Çocuktum, Güzeldi” – İlkay Büyü Chkotua

Eskiden mahalle bekçileri vardı. Kahverengiydi üniformaları. Sabahın ilk ışıklarına kadar saatte bir çalarlardı siyah düdüklerini arada seslerini de duyar ve nedense uzun uzun gerinirdim uykuya düşen rahatlığımda. Anneanne ve babaanne evinin arasında mekik dokuduğum tatil zamanlarında heyecandan ölürdüm. Ciciannemleri ziyarete gittiğimde, ki orası Hasırcılar Mahallesiydi, herkes birbirine yumak gibi sargındı. İnsanların sohbetiyle coşan evde ana kapının asla kilitlenmediğini hatırlıyorum. Şimdi her şey zırhlı ya da mekanik olsa da güvensiz. Uykular tedirgin. Sakarya’da o zamanlar bahçelerdeki çam ağaçlarının dibine tüner, onların sivri uçlarını birbirine geçirip taç yapardım. Çocuktum güzeldi. Şimdi beş liraya aldığım yapay taçla resmim var. Çocuk değildim, güzel değildi.
Leblebi tozu alabilmek için her gün harçlık kovalardım dedemlerden. Renkli renkli kutulardan ya da bazen naylon poşetlerden yeme sevdasıyla sabahı zor beklerdim  çünkü sokak arkadaşlarımla leblebi tozu yeme saatlerimiz vardı. Otellerdeki beş çaylarından daha sıcaktı. Hepimiz gülüyorduk yutamayınca basıyorduk kahkahayı.
Kendi minyatür, takım elbiseli siyah kasketli simitçi amcamız vardı. Kolundaki hasır sepetinin içindeki simitleri üstünde sofra beziyle korurdu, sıcağı elimizde dumanı üstünde olurdu. Sabah simiti diye gevrek gevrek bağırır, hepimizi sokağa davet ederdi. Biz de dökülürdük sokağa arkasından koşar, benim adım ne, benim adım ne, diye sorardık çünkü hepimize her gün masal kahramanlarının adını verirdi. Ben hep Rapunzeldim. Bazen de “arkadaşım eşek.”

Sobalar vardı, içinde yandıkça devrilen odunların çıtır çıtır sesleriyle eşlik ederdi sessizliğe. Gecenin karanlığında alevinin gölgesini tavana yansıdığı yerden seyrederken kendimi hayaller ülkesinde zannederdim. Çocuktum, güzeldi.
Elektrikler kesilince gaz lambalarının o loş ışığında, kışın bütün hikâyeler benimdi. O dönemki sohbetlerin demine sobaların üzerine bırakılan portakal ve mandalina kabuklarının kokusu eşliğinde uyurkalırdım. Çocuktum, çok güzeldi.
Çocukken hafızamda yer alan tüm kalıntıları şimdi daha değerli buluyorum. Bazen herkesten ve her şeyden uzaklaşarak o anların içinde yeniden dolaşıyor olmak insana şifa veriyor. Katmerli tazelik ve masumiyet.
Yani aslında küçükken yaşadığın ve büyüyünce özlediğin çocukluğun aynı yerde kesişiyor. Biri hatırladığında diğeri hatırlayamadığında kötü oluyor. Yani illa ki geçmeyen bir ağrın var.
Gün gelip boynumuzu eğik kaldığı yerden tıpkı suyun kaldırma kuvveti gibi kalbinin en güçlü duygularıyla şöyle göz hizasına getirmeye ihtiyaç duyduğumuz insanlar var. Vardılar. Çok özlüyorum. Nur içinde uyusunlar.
Çocukluk bu “yeryuvarda” bize bahşedilmiş en hazin ve en masum armağan. Hepsinin alnından öperim.
Her gece çağırdığım çocukluğuma da en derin hasretle.

 

İlkay Büyü Chkotua
Görsel: Berk Öztürk – “Dream of a Sick Child”