Rujdüşüm

 In Pozisyon Hatası

Sahtekâr sessizliğe bulanmış günbatımının adımlanmak gibi bir derdi yoktu; iç zamanlı çoğul bir susuşun bir kitap olabileceği gibi.

Dilini damağına yapıştırıp bakışlarını yüksek katlı binalardan ve kendiliklerinden uzak çatılarından aşırdı. Uzun uzun zamansız şeyleri düşündü sonra; zaman hakkında ne de çok şeyler yazılmış, çizilmişti şimdiye dek ve sonra duvarlar hakkında; teller, izler.

Tavan (k)arası fikir ikmâli gerekliydi hemen şimdi.

Başını, yüzünü yalayıp geçen rüzgâra çevirmişken kalabalıksız bir caddeyi düşlüyordu kirpik uçlarını titreştirip; göz küreleri kapaklarının altına gizlenmiş küçücük bir dünya gibi fır dönüyordu.

Oysa şimdi yerdeyiz; kabuğuyla asfaltın içten hiçe geçiştiği noktada tam da. Yüzünü buruşturdu, huzursuzdu zift tadını duyumsadı birden damağında; istenmeyen bir öpüşme gibiydi kapkara, pis, kekremsi şey. Topaç misali yukarıdan aşağıya sarkıttı bakışlarını ta ayak uçlarına dek, sonra ayakkabısının tekini sıyırdı topuğundan, ikisini de çıkarıp sokağın muhtelif köşelerine fırlattı. Tıpkı suyun ısısını kontrol eder gibi, bileğini nazikçe büküp parmak ucuyla katran karası denizi yokladı sonra. Donuktu. Ziftten denizin üzerine çizilmiş muntazam beyaz çizgileri adımladı çıplak ayak; rahatsız edici derecede dümdüz, pürüzsüzdüler kuşkusuz ilk bakışta. Dünya dümdüz falan değildi ki. Tutup daha yakından bakmalı mıydı eğilip de?

Hayatı boyunca düz çizgiler çizmemişti asla. Bu yüzden mi başarısız olmuştu şimdiye dek?

Düz çizgiler değildi sorun esasında, tamama ermemiş şeyler olabilirdi yüksek olasılıkla; oksijenin uzun ince bir boruda koşuşturup durması ve belki de aniden bir makasın yarı yolda onu ikiye bölmesi gibi, yarım kalmış bir orgazm ya da. Tıngırtılar eşliğinde rögar kapağından aşağıya yuvarlanan bozuk paraları anımsadı; kahretsin! Son bozukluklarımdı onlar diye mırıldanmış ve alt dudağını yer çekimine teslim etmişti. Kalp atışı! İhtimalleri sıraya sokmak gerekliliği ne kadar da sıkıcı. Bir insan hayatı boyunca bir şeyleri sıraya sokmak zorunda olmamalı! Hayır!

Ayak parmaklarının ucunu hissedemiyor şimdi; dublesiz asfalt, saatsiz eriyor esrik bir gecede, süzülüyor vücudunda güçbela, ama en önemli noktası bedeninin, hayır beyler, hanımlar insanlık tarihinin en muzip gülüşünün gerisine saklı tahmininiz bu kez fena tosladı bir yerlere; g noktası değil şimdi bahsi geçen. İnsan en çok ayaklarından üşür geceye; kaskatı olur bedeni kalan güne.

Kalbin atışı da kuşkusuz düz bir çizgi değildir; zikzaklı ilerler. Aşkta düz bir çizgi değil işte!

Bir kaç saat önce ısıtıcının içinde zikzaklar çizerek ilerleyen ince tellere bakarken dublesiz bir kadeh masanın üzerinde duruyordu kıpırtısız bir deniz gibi; hayır bu gece fazla olmamalı öte dünyaya dalmak için.

Yoksa yeryüzü düzeneği için mi fazla? Tek çizebildiği düz çizginin göz kalemi olduğunu anımsadı birden, dudak ucu yeryüzüyle buluştu gene memnuniyetsiz, tıpkı susmak gibi kıpırtısız ve tatsız.

Vazgeçti söküp aldı dudağının ucunu zeminden, parmak ucunda yükselip yarım bir daire çizdi dans edercesine. Kaba ses keyifsizce gürlüyor sisin içinden.

“Han’fendi çizgileri takip edemiyorsunuz!”

Yalpalıyor şimdi olası yetkin bakışlar önünde ve bir çizgi, bir çizgi daha tek ayağı havada zıplıyor sevinçle; sek sek oynayan bir çocuk gibi neşeli. Duruyor sonra, gözlerini kısıp hiç durmamacasına etrafında dönen dünyaya bakıyor ve zift kaplı yolu süzüyor tek gözünü kısıp. Aniden çok önemli bir sırrı anımsamış gibi gözleri açılıyor sonra koca koca.

“Araba! Arabaya dönmeliyim bir şey.. eksik bir şey var!”

Yetkin bakışlar madeni, somurtkan, tatsız ve alabildiğine şüpheli şimdi.

“Han’fendi yürümeye devam eder misiniz lütfen? Hişş bayan sana diyorum!”

Arka kapıyı açıyor: “Çantam nerdeydi? Hah tamam işte burada. Cüzdan, anahtarlar, ehliyet, sakız, deodorant, el bombası… yok artık, hayır hayır! Makyaj çantası evet, evet!”

Yetkin bakışlar tetikte bu kez avını kollayan bir sırtlan misali; daha çok sahnesini yitirmekte olan bir figüran gibi raptolmuş olduğu yere.

Yumuşak bir dokunuşla kapatıyor arabanın kapısını; işaret ve başparmağı arasında tuttuğu silahıyla bu kez. Müstesna bir gülümseme ince dudaklarının arasına sıkışmış. Adımları kararlı, asfaltın küstahça önünde serilip gitmesine aldırış etmiyor bu kez; yere çömeliyor dizlerinde kapkara soğukla. Silahını kabzasından kavrıyor naifçe namlusunu bembeyaz sırıtan çizgilere yöneltiyor, zift burkula burkula karadan griye, mordan, vişneçürüğüne dönüyor dalga dalga; göğe uzanmış arsızca onları dikizleyen kızıllığa eşlik ediyor korkuyla.

Dalgalar yuvarlaklara ve kim bilir kaç kez üzerine mum dikilmiş kör uçlu şu zemine meydan okuyor şimdi.

Doğrulup artık şaşkınlığını gizleyemeyen yetkin(siz) yüze neredeyse burnunu dayarak fısıldıyor.

“Alın işte size güzel ama düz olmayan bir çizgi!”

Tuğba Dinçmen

Fotoğraf: Garry Shelly ~ “Walk Away”

Recommended Posts