Sadece Grip

Şimdi düşünüyorum da, her şey o gripten sonra başladı. Sadece gripti. Fethi de, Emel de bunu eşime söyledi. Ama ben ona, Fethi’nin sadece göz doktoru olduğunu, Emel’in de çok bilmiş bir beyin cerrahı olduğunu, onkolog olanın ise ben olduğumu ve kesinkes akciğer kanseri olduğumu söyledim. Sadece griptim. Sevil, avuçları yanaklarında, iki büklüm oldu önümde. Geçen yaz ölen muhabbet kuşumuz gibi bir çığlık attı. Muhabbet kuşları cereyanda kaldığında kalp krizi geçirebiliyorlarmış. Baktım ona. Çömeldiği gibi kalktı, “Ne yapabiliriz?” dedi. “Hiçbir şey. Artık çok geç!” dedim. Sadece griptim.

Koltuğumun yanında ileri geri yürüdü. Bu, canımı sıkmıştı. Onu izlemem gerekiyormuş gibi bir zorunluluk duyuyordum ama bazen görüş açımdan çıkıyordu. Sonra vazgeçtim. Boynumu o kadar çeviremezdim. Ayrıca akciğer kanseriydim. Battaniyeyi burnuma kadar çektim. Öksürdüm. Sadece griptim.

“Can’a söylemeyelim. Yıkılır,” dedi bir ara. Eli ağzında, balon şişerecek gibi kıvrılmıştı. Baş ucumda duruyordu.

“Öldüğüm zaman da öyle,” dedim. Yine aynı, boğuk çığlık… Hızlı adımlarla koridora yürüdü. Arkasında rüzgârını bıraktı. Şimdi istediği gibi sinirlensindi bana; hiçbir şey yapamazdı. Yapsa da sonra vicdan azabı çekeceğini bilirdi. Bu yüzden yatak odasında ağlamaya çekilmişti kesin. Kendini çok yalnız hissetmişti, eminim. Yıllardır benim hissettiğim gibi.

Can doğana kadar her şey güzeldi, diye düşündüğümü hatırlıyorum. En azından birbirimize tahammül edebiliyorduk. Sonra emzirmeye başladı ve o dolgun göğüsleri Can emip bana posasını bıraktı. Sevil bu posayı bile bana tattırmadı bir daha. Hep yorgundu. Yorgunluğu dindiğinde de bana öfkeli oluyordu. Daha önce öfkeyi sekse çevirebiliyorduk ve sonra utanacağı şeyler deniyorduk. Ama şimdi öfkesi sürekli çalışıyor olduğumdan yakınmak, yanında olduğumdaysa beni uzaklaştırmak için azarlamak üzerindeydi.

Yaklaşık yirmi dakika sonra yanıma gelip bana bir şey isteyip istemediğimi sordu. “Başımdan defolup gitmeni,” diyecektim ki “Yanımda kal!” diye çıktı ağzımdan. O dramatik tarzıyla koltuğa kendini bıraktı. Eli, altında ayağım olan battaniyeyi kavradı ve ovuşturmaya başladı. Başımı yastıktan zorlukla kaldırıp, sadece griptim, gözlerine baktım.

Sonra kendimizi yatakta bulduk. Hayatımdaki en iyi üç orgazmım arasına girdi. Yani o an öyle sandım. Oysa ölüm tarihimi belirlediğim üç ay boyunca her biri birbirinden ateşli yüzlerce seks yaptık. Keşke altı ay deseydim. Sevil’i hiç bu kadar canlı ve istekli görmemiştim. Bir keresinde Can daha evdeyken, mutfakta yaptık. Ya bendeki ölümü çekmeye çalışıyordu ya da tüm bu utanç verici pozisyonları, üç ay sonra toprağa götüreceğimden, güvenle ve alelacele, denemek istiyordu. Benden sonra evlenmeyi o zaman düşünmüyordu sanırım, ama ölmediğimi görünce benden boşanıp evlendi.

Can’ın o herife ‘baba’ demesini oldukça gülünç buldum. Annesiyle ayrıldığımda lisede, eşek kadar herifti. Başka bir adamı benimseyip bir de baba demesi, Sevil’in bu çocuğu her zaman söylediğim gibi hanımevladı olarak yetiştirdiğini ispatladı. Belki üç koca yıl emzirmemeliydi. Ona kalsa askere gidene kadar emerdi.

Üç ayın sonunda ölmeyince, sadece griptim, işi bıraktım ve evden taşındım. Ne o şehla Fethi’ye, ne beyinsiz Emel’e, ne arkamdan kızına sürekli, “Adamın verdiği parayı biriktir, akıllı ol,” diyen kayınvalideme, ne Fenerbahçe’den başka bir halt bilmeyen kayınpederime, ne Can’ın nargile dumanı, -sperm- ve jöle kokan arkadaşlarına, ne öfkesinden taş kesilen Sevil’e, ne de kanser hastalarına tahammül edebilirdim artık. Buraya yerleştim. Ev epeyce yukarıda ve kuzeye baktığından serin oluyor. Zaman zaman grip oluyorum. Sadece grip…

 

Gizem Pınar Karaboğa
Fotoğraf: Cevdet Salman