Salon Alluş

Tıraş olmam gerekiyordu. Yine bir iş görüşmesi. Bir türlü bitmeyen iş görüşmeleri. Joker suratlar ve tedirginlik. Bilmediğim bir mahalleydi. Herhangi bir berbere girecektim. Salon Alluş. Girdim. Selamladım. Selamladı. 60 yaşlarında gözlüklü ve kır saçlı bir adam. Otur, dedi. Oturdum. Sanki yüz yıldır müşterisi gelmiyordu. Tam, yanlardan hafif, önler uzun, diyecektim ki parmağıyla “sus işareti” yaptı. Sustum. İşini bilen bir babalıktı belli. Önce iki tur çevremde döndü. Kafama baktı. Usturayı hazırladı. İş görüşmesi, dedim. “Sus artık, biliyorum,” dedi. Boynumu tuttu ve kafa derimi yüzmeye başladı. Kan, oluk oluk lavaboya akıyordu. Acı yoktu. Sadece kan vardı. İşini bitirdikten sonra çok garip kokan bir tütsü yaktı. Harikaydı. Tütsü, etrafımda dans ederken, babalık da bilmediğim bir dilde şarkılar söylüyordu. Kendini o kadar kaptırmıştı ki gömlek cebini bir balinanın akciğeri gibi şişirmiş sigarası, dolma kalemi ve loto kuponları yere düştü. Bu tuhaf tören bittikten sonra kafatasıma kolonya sürdü. Tütün kolonyası. Televizyonda Kral TV açıktı ve “Ben insan değil miyem?” çalıyordu.

Tüm bu iç açıcı tören bittikten sonra iş görüşmesine gittim. Biraz bekledikten sonra insan kaynakları yetkilisiyle görüştüm ve beni görür görmez işe aldılar. Artık bir süpermarkette depo çalışanıydım. Kafa derisi olmayan seksi bir depo çalışanı. Hayatı seviyordum. Evime ekmek götürüyordum ve itaatkârdım.

 

Onur Sakarya
Fotoğraf: kARGasa – “Berber”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir