Sezen Aksu’nun Rüyasına Girdim

Sezen Aksu’nun Rüyasına Girdim

Gökyüzüne doğru kafamı kaldırdım. Kuleye benzer bir yapı, ayı gölgeliyordu. Aptallaştığımı düşünmesem bu kulenin Galata Kulesi olduğuna yemin edebilirdim. Onunla bir alakası vardı ya da yoktu; fakat içimdeki bütün gizli güçler onun Galata Kulesi olduğuna hep bir ağızdan yemin ediyorlardı.

Kulenin biraz açığına doğru yürüdükten sonra tepesinde bir kadının bağdaş kurmuş öylece oturduğunu gördüm. Evet oydu. Sezen Aksu kulenin tepesine oturmuş bir şeyi izliyordu. Suratını görebilmek için ayın aydınlattığı yüzünün yönünde ufak bir daire çizdim. Yüzündeki ifade korkunçtu. Sanki bir cinayeti izliyordu.

Bu olayı, her neyse neyi, yakından görmeliydim. Kulenin olmayan kapısından içeri girdim. Sarmal merdivenleri hızla tırmanırken içimde garip bir heyecan esti. Hiçbir müdahalede bulunmamam gerektiği defalarca öğütlenmişti. Durdum. Kendi kendimi yatıştırdıktan ve suratıma okkalı bir tokat attıktan sonra kule terasına açılan kapıdan onun baktığı yöne çaktırmadan bakmıştım. Beni görmesi neredeyse imkânsızdı. Dehşetle izlediği manzarayı gördüğümde ise alaşağı olmuştum.

Ozon deliğini kapatacak büyüklükte bir kalp Haliç’in ortasında yanıyordu. Sessiz bir çığlık duyuluyordu. Yalnızca ve yalnızca beyni etkileyen bir çığlık. Kalbimi göğüs kafesinden ona doğru atlatacak bir çığlık. Gitme vaktimin geldiğini hissettim; yavaşça arkamı döndüm. Geldiğim yerde bir merdiven olmadığını gördüm. Kule artık ince bir sütun ve çatıdan ibaretti. Geri kalanı ateşle yanmıştı. Rüyaların devingen olduğunu, statik olmadığını unutmuştum. Şehrin her yerini görebiliyordum. Ayaklarımın altından insanlar geçiyordu. Bir camekânın içindeki şehirde yürüyorlardı. Maket gibi bir şehir. Cam kırıldı. Birinin bana baktığını hissettim. Önümdeki kapıyı açıp karanlığa daldım. Gözümü açtığımda ise dans pistinin ortasında yatıyordum. Elini uzatan güzel bir kadının, yine yüzü kadar güzel, ince ve zarif bileklerini tutarken rüyanın bittiğini anladım.

Bütün bunları anlatmama sebep olan olay ise o hadiseden tam tamına iki ay on gün sonra Sezen Aksu’nun yaptığı 45’likle gerçekleşecekti. İlk yüzün birinci parçasının adı Galata Kulesi idi. İçeriği ise daha garipti. Galata Kulesi’nde buluşan biri diri, diğeri hayalet, iki aşığın Haliç’in ortasında yanan ortak kalplerini izleyip beraber ağlamalarını konu alıyordu. Bununla da kalmıyordu. Şarkının nakaratı ise cam şehri kıran ayakkabılardan, kaçarken açık unutulan kapılardan, karanlıkta âşık olunan adamlardan bahsediyordu.

Onur Sakarya
Görsel: Burak Tahiroğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir