Simülasyon Evren Fikri ve Sosyal Yaşantımız

Simülasyon Evren Fikri ve Sosyal Yaşantımız

“Simülasyon Evren” fikri popülerlik kazandı. Bu bir olasılık, onlarca olasılık gibi. Niçin bu kadar popüler hale geldi? Çünkü sosyal yaşantımızın kurgulanmış olduğu gerçekliğinden ve ona boyun eğişimizden duyduğumuz utançtan uzaklaşmamız gerek. Simülasyonu mikro boyuttan makro boyutlara, kozmik boyutlara yaymamız gerekiyor ki bu utancı genelleştirelim ve onu normalleştirelim. “Evrenin düzeni böyle!” fikri, korkaklığımızın üzerini kapatabilir mi?
Evrenin simüle edilmiş olmasının bizi sonunda Tanrı’ya çıkaracağı fikri de onu popüler hale getirdi. Halbuki çıkarmayabilir de, bu da bir olasılık. Tabi Tanrı’dan ne anladığımıza bağlı. Bir üniversite öğrencisinin laboratuvarda hazırladığı dönem ödevi de olabiliriz, semavi dinlerin tarif ettiği tanrıların ürünü de… Ya da çok daha başka bir şey. Nasıl yorumlamak isterseniz öyle. Sonuçta kesin olan bir gerçek yoksa, her olasılık aynı oranda gerçektir. Benim için hiçbirinin önemi yok.

Başka bir ‘esrarengizleştirilmiş’ argüman da şu. İdrak ettiğimiz her şeyin, aslında beynimizin içinde gerçekleştiğini söylüyorlar. Doğru. Örneğin gördüğümüz şeyin ışığı gözlerimize vurur ve iletim yolunu izleyerek beynimizin arkasındaki bir bölümde canlanır. Yani bir odanın içindeyizdir ancak aslında oda da bizim içimizdedir. Bu algılama trafiğini kesersek dış dünya yok olur, bu da doğru. Ancak tüm bunlardan ne anlamamız gerekiyor? Beynimin bu fonksiyonlara sahip olması ve dokularının yerine getirdiği görevlerin bilgisi, niçin esrarengiz bir sonuca çıkarmalı beni? ”Aslında hiçbir şey yok! Her şey kafamızın içinde!” Buna verebileceğim tek tepki şu olabilir: Yani?

Kozmik ‘gerçek’liğimizin simülasyon olduğunu kabul edelim, bu bize ne veriyor? Korku, endişe, hayret? Ancak temelde hiçbir şey vermiyor. Bunların hepsi sahte korkular ve endişeler. Çünkü bu fikir, bizden hiçbir şey almıyor. HİÇBİR ŞEY. Çünkü bizde gerçeklikten yana bir şey yok. ‘Esrarengiz bir bilgi’ olarak aklımıza kaydediliyorlar, hepsi bu. Ya da ilahi inancımız için bir dayanak.

Tüm inançlarımız, sosyal yaşantımız, ilişkilerimiz, uğraşlarımız ve hatta karşı çıkışlarımız bile temeli sakat dayanaklar üzerine kurgulanmış bu kültürün ürünüyken; asıl korku ve endişe duymamız gereken gündelik yaşantımızdır. Bir film karakterinin, filmin dışındaki gerçek dünyanın kurgu olduğu endişesine kapılması gibi bir şey bizimki.

Matrix’te denildiği gibi; “Bilmemek erdemdir.” Bu erdemi sürdürdükçe, oyalanmayı da sürdüreceğiz.

N. Toygar Ateş
Görsel: Ton Haring – “Mouthfull”