Eline kuş çiz sevgilim, göğe avuçlarından bakacağız. Esirgeyen ve bağışlayan rabbin adıyla; buradasın diyor tam burada. Ağzı rutubet kokan oda biraz soğuk, çokça karanlık. Yüzümü bağışladığım bu karanlık… İçimde ağlayan kanı durduruyor apansız bir aps, anlatmaya başladığın yerden susturuyorum hayatı ve kocaman bir şehri uyutuyorum göğsümde. Ne güzel, diyorsun buralarRead More →

Yakışıklı adamdı Hilmi. İçeride saçı sakalı birbirine girse de duvarlar gözlerinin rengine dokunamamış; cam gibi parlıyordu onu son gördüğümde. ilk ziyaretimde ağlamıştı. Erkekler de ağlardı elbet, Hilmi’den öğrendim…  Beyaz, plastik bir masa başında beklemeye koyulmuştum. Bir yandan koğuşundan gelmesini beklerken, öte yandan kesilen sutyenimin derdine düşmüştüm. X Ray cihazını rahatsızRead More →

Umurumda mı, aya ilk hangi ayağıyla bastığı Armstrong’un ki, Adem’dir elmaya ilk yenik düşen, Yusuf’un gömleğine sürülen kan kadar insanda merhametten anladığım. Bir elmayı ısırıyorum, dişleri kanıyor Adem’in kemikleri kadar, beni kan tutuyor. Tanrım gökten martı yağdır. Güzel adamlar, güzel kadınlar ve güzel çocuklar Tanrı’nın bir lütfu, diyor annem. AnnemRead More →

Akordu bozuk enstrüman gibi tellerimde intihar eden melodiler, vaktinden evvel öten horozun kesilen başı, sivrilikten infazı verilen dilin anatomisi, yüzünün değişmeyen pi sayısı ve tüm bunları düşünürken kilometrelerce yol katetmişcesine yorgunluktan yığılıp kalan bacaklarım. Her şeyin başına buyruk olduğu vakittir gece, geceye açılıyorum; yüzümü döküyorum önce, sonra sesimi ve sonraRead More →

Akrebin yelkovanla seviştiği vakitler,  odam bir hayli loş ve de muntazaman sessizlik… Böyle zamanlarda mütemadiyen kafamda filler röveşata çekiyor olurdu ve yine öyle zamanlardan birindeydim. Yatağımın hemen yanı başındaki radyoda frenkaslar arası zaping yapıyor, arada cızırtılı olmasına rağmen muhteşem bir şarkı çalıyormuş hissiyatıyla neye eşlik ettiğimi bilmeden mırıldanıyordum. Son zamanlardaRead More →