Bana güneşin lütufkar kolları uzatıldığında Geri çeviremeyeceğim bir turuncu rengi de sunulmuş oldu Evrak kağıtlarından, çekmece diplerinden ve toplantı buharlarından daha sahici bir hisle bana gelen Bir turuncu, gök kuşağının kaderini ve istikametini elinde tutan Onun koca gözleri, dünyayı biraz daha silindir kılıyor Köküldüğüm misketler, onun hektarsız gözlerinde Hepsini birdenRead More →

Bize öğretilen ilk kelime MUTLULUK… Kusura kalmayın. Nedenini belirttiğimiz üzere diksiyonumuz biraz zayıf. Hafızamız biraz kayıp. Kemerimiz biraz emniyetsiz. Uzaydan Türkçemize damlaya damlaya su olan bu kelimeyle hiç aynı ortamda bulunmadık. Selam dahi vermedik ona. Mutluluğu ağzımıza bile sürmedik. Şimdi söyleyin bize! Gösterime girmesi gecikmiş sevgili öpücüklerinden sonra; kandan gayrıRead More →

Her şey muhteşem bir şekilde dalgın Her şer döviz odalarında uyanık Muhasebeci işten atılmış, rakamlar ağlıyor Yediğim son, ettendi ama plastik gibi bakıyor   Sana erik suları, mucizevi kompostalar kalıyor Bana çekik gözlü birtakım sarılıklar Çocuklar söylenenlere karşı tepkili: Bkz: Kabakulak Veletler öpülmemeklere karşı sigortasız: Bkz: Kızamık Ve çocuklar KevserRead More →

– Mutfağa gir. Karın güvenilmez kimyasal temizleyiciler yüzünden erken buruşmuş ellerini masa örtüsünün morlarında gezdirirken seslen: ‘’Günaydın!’’ Her günaydın bir iyi niyet dilekçesi. İşleme konmayan. Siz arkanızı döner dönmez devlet dairesindeki memur tarafından alelacele yırtılan. ‘’Ekmek bitmiş.’’ ‘İşte yine kötü bir haber’ diyor uzun bir süredir iyi haber alamayan adam.Read More →

Ayaklarımı kesmemeliydiler. Ayaklarım, yürüdüğüm yoldu. Sevdiğim Ayla ile buluşmaya giderken bu ayakları kullanıyordum! Dostum Necati’nin cenazesine bu ayaklarla katıldım. Lanet olsun! Benden önce onlar biliyordu insanın ayaklarının en güvenilir, en sıcak, en yanılmaz hafızası olduğunu! Ayaklarım çok kanadı. Kan akıp aklımdaki yolların üstünü kırmızıyla kapattı. Kafamı kesseler düşünemez kurtulurdum. EllerimiRead More →