“Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu. Aldım onu içeriye, cikcik cikcik ötsün diye. Pırpır ederken canlandı, ellerim bomboş kaldı.” “Ne? Nasıl yani?” Sanırım yüksek sesle söyledim bunu. Şarkıyı kendime bile duyurmayacak sesle mırıldanırken, böyle bağırıvermiş olmalıyım. Otuz metre önümde giden bey amca, trafiğin bunca gürültüsünde duymuş olmalı ki dönüpRead More →

Ve suskunluğun yaşama ihanet olduğu, sesin ve sözün olabildiğince yükseltilmesi gerektiği günleri takip ediyordu o sıralar. Uzak bir şehirde bir canavar dadanmıştı güzelce bir yerin ağaçlarına. O yerdeki ağaç sayısından fazla insan, ağaçlar, gölgeleri ve üzerine konan kuşlar için ölmüştü. Canavarın pek komut sever sırtlanları tarafından vahşice öldürülmüşlerdi. Canavar kendineRead More →

Ekim ayının son haftasına giriliyordu ve iyice soğumuştu hava. Yeni öğrencilerle başlayan yeni eğitim dönemi, evin yenilenmesi gereken gündelik işleri… Günler yorucu da geçse, zihnindeki kargaşadan daha fazla yormuyordu onu. Kışlık giysileri çıkartıp dolap çekmece yerleştirme işini, kızı yanında oynarken de yapabileceği bir zamana erteledi. Adam duşunu almış, giyinmiş, tazeRead More →

Sınıfta zaman genellikle eğlenceli geçerdi. O gün çocuklara yapıştırıcıları ve bir sürü ıvır zıvırı vermiş, kâğıtlar üzerinde bunlardan istediklerini kullanarak resimler elde etmelerini istemişti. Yirmi dakika kadar çocukların bağımsız çalışmalarını izlemiş, okul müdür yardımcısının kızına sormuştu ilkin ne yaptığını. Çocuk anlatıyordu irili ufaklı siyah düğmeleri dağınık dağınık yapıştırıp, boş kalanRead More →

“Anne, Bak, düğünümdeyim. Sahi, düğünler niçin yapılır? Kefen ve gelinliğin rengi neden aynıdır? Evlilik ölümün bir biçimi midir? Hatırla, sence neden hiç sevmedim bizim dünyadaki düğünlere gitmeyi? Neden genç kızların arasında, halaylarda, oyunlarda hatırlamazsın beni? “Bak hele, ailesi burada, kız gelmemiş, yoksa oğlanda gönlü mü vardı derler, ayıp.” Ah şuRead More →