Ne Sarıyer börekçisi, ne Galata Kulesi, onunla ilk göz göze geldiğimiz yer duvar deliği. Her şeyin aksine, bir o kadar da tersine gittiği vakitlerdeyim. Dışarıda deli gibi bir yağmur, ayakkabılarım su alıyor, bakkaldan aldığım birkaç poşeti ayağıma geçirip yoluma devam ederken, 90 model, kırmızı bir Şahin’in üzerimi yıkamasıyla hız kesiyorumRead More →

İrkildim ve göğe baktım; kasıklarımda bir kız çocuğu, yetim bir kanama, tabiiatın kanunu, devletin terazisi ve göğsümde koca bir yara: Acı ve insanlık, elleri kenetlenmiş, bir adım öne! Onlar ki, taş içinde heykel.   Ağızımızla kuş tutsak, şimdi bizi vururlar, romantizm gereği havaya üç el karanfil sıkıyorum, ağızını ağızımdan kilometrelerceRead More →

Dokuz kusurlu hareketten haberim yok, ben ‘nerede hareket orada bereket, amin,’ diye dua ettim hep. Eh yani doğru zamanda doğru yerde olmak imanın ilk şartı değil miydi Allah’ım? Hım? Her şey, annemin saçlarının benden daha fazla uzamasıyla, hatta benimkilerin hiç uzamamasıyla başladı. Önce annemin saçlarına yenik, 1-0 yenik düştüm. ÖyleRead More →