Emily’nin bağırsak kurtları ve Kara Kıta’dan kaçış…   Cape Grace Hotel’in, lobisinde oturmuş Emily’i bekliyordum. Cebimdeki paranın yarım saattir içtiğim içkiyi, yanında sipariş ettiğim tatlı ve tuzlu atıştırmalıkları karşılamasına imkân yoktu. Ama beklediğim kişi Emily olduğu için rahattım. Cape Grace Hotel’de buluşma fikri ondan çıkmıştı… Buraya gelmeden önce, cebimdeki paranınRead More →

Yarım saat süren bir kovalamacanın ardından, dün geceyi geçirdiğimiz tepeye ulaştık. Akamızdan sıkılan kurşunlardan biri sağ baldırımı sıyırmıştı koşarken. Yırtılan etimden kan boşalıyor, saç diplerimdense terle karışık benzin damlaları süzülüyordu. Vücudum o kadar ısınmıştı ki, neredeyse etime yapışan benzin kendiliğinden alev alacaktı. Heriflerin peşimizden gelip gelmediklerinden emin değildim. Ama Aphiwe’inRead More →

Eteğini sıyırıp olduğu yere uzanmıştı. Ay ışığı bacaklarını benimle birlikte okşuyordu. Tam istediği gibi, diz kapaklarına küçük öpücükler bırakıyordum. Öyle güzel inliyordu ki, dudaklarımı çekip pencereden dışarı bakamıyordum, birinin bizi izleyip izlemediğini anlamak için. Nişanlandığı günden beri, dizlerini gizliyor oluşu, canını sıkmıştı Nomsie’nin. Ve bir ömür bu geleneğe bağlı kalarak,Read More →

“Seni seviyorum beyaz adam,” dedi. Ardından bir el silah patladı. Noludwe Sokağında, Akhona’dan daha talihsiz biri varsa o da kesinlikle bendim. Birkaç kişi, akşam talan edilen bölgede bir saat boyunca dolaşıp sağda solda ne kadar kopuk el varsa toplayıp teneke bir kutuya doldurmuştu. Bunlardan hangisinin sevgili dostuma ait olduğunu teşhisRead More →

Elinde palayla yaklaşan kişinin Aphiwe olduğunu gördükten sonra tekrar yerime oturup, yükselen alevleri izlemeye devam ettim. Sırıtarak sokuldu yanıma. Sırtında bir çanta vardı. Palayı bırakıp çantayı açtı ve yağmaladığı Calsberg marka biraları çıkardı. Biraların kanımdan daha sıcak olmasına aldırmadan diktim kafama. Aphiwe bir ara beni dürtüp, “Yavaş ol, boğulacaksın!” dedi.Read More →