I Bir ağaç eğildi rüzgâra; senin, benim gibi değil, köklü, güçlü kuvvetli bir ağaç eğildi. Ellerim çiçeklendi, çünkü açmamış kentlerin sıvasız sırtından daha şimdi Anadolu Anadolu bir bulut süzüldü; eli kulağında, tam tamına üç kız çocuğunun memeleri tomurcuklanır ardında perdelerin. Bir fidan kırılır sonra ve bir tane daha ve birRead More →

Ülkenin birinde, bir köyde -ki zaten bir tek köy varmış bu ülkede sadece; küçük bir ülkeymiş bu- köylüler o kadar pintiymişler ki yatarken, eskimesin diye duvar saatlerini durdururlarmış. Bu yüzden hiç kimsenin zamanı, bir diğeriyle aynı olmaz, iki kişinin bir ucundan tutması gereken işler hep aksarmış. Bu arada, köylüler öldüklerindeRead More →

Burayı satın aldığımda gençtim. Gençtim diyorum ama o sıralarda çok eski bir arkadaşımla buluşmuş, şarap içip sohbet ederken sanki çok şey biliyormuşuz gibi yaşlılık hakkında epeyce konuşmuştuk. Kendimizi yaşlı sanıyormuşuz. Bundan kırk ya da elli yıl önceydi bu. O zamanlar yaşlı olsaydım, şimdiye çoktan çürümüş olmam gerekirdi. Gençtim. Gençtim veRead More →

Hayat kısa düşmüş pas gibi; koşup yetişmeye çalışıyoruz habire, hep başa sarıyor pozisyon. Yetişsek, ah bi’ yetişsek uçarak kafa atacağız belki, belki gelişine bi’ vuracağız ki Allah Allah! Ama sürekli tekrar ediyor başa sarıp. Biz her tekrarda yeni yeni son vuruşlar planlasak da top hep kısa düşüyor. Hayatsa son vuruşuRead More →