Neden sürekli aynı hatalara düşüp defalarca ama defalarca aynı hatayı, farklı farklı gerekçelerle kendimize açıklamaya çalıştığımız halde, “başka bir hayatta” her şeyin “başka” olacağına inanırız ki? Belki de “başka hayat” diye bir şey yoktur. Belki de bizim, “başka bir hayat” diye tanımladığımız o şey sadece bu, biricik varoluşumuzun, farklı çeşitlemelerindenRead More →

Yumurtanın sarısına ekmek banmayı seninle sevdim. Böyle küçük şeyler işte. Soluk alıp verişimi dinlemeyi uzun uzun. Rüzgârı, gecenin gürültüsünü, ağustos böceklerini, söylenmemiş, susulmuş her şeyi işitmeyi de senden öğrendim. Misal ben uzun uzun bakmaz, göremezdim “şeyleri” ve onların zaman boyu sırtlandıklarını. Bir merdivenin ulaştırdığı yerdi mühim olan benim için, merdiveninRead More →

Seyrek gülüşlerin bir türlü yetişmiyor omzumun hizasına. Kömür kokusunu kıl payı kaçırmışım gibi bir his, içim sıra ne olacaksa olsun, diyorum, ısınıyorum. Çünkü biliyorum nasıl korkar ateş sudan, ama karşı kıyı yanacak gene de gece ve gene de silinmiş bir haritada biz, alev aleviz. Çünkü sızladıkça sırtımız kuyruğumuzu kıstırsak daRead More →

Bugün ne fark ettim… Çok acayip bir şekilde, sanki birileri bana çaktırmadan “farkındalık” enjekte etmiş gibi, her sabah bir şeylerin farkına varmak zorunda falan olmadığımı fark ettim. Aydınlandım resmen! Derin bir oh çektim böyle. Omuzlarımdan bir yük kalktı. Artık hiçbir işime yaramayacak sosyal duyarlılık organımı götüme monte edebilir, üzerine oturabilir,Read More →

I Bu eski karanlık; bunu, şuraya asalım, gerinize; bunu siz boyadınız karaya. Şimdi baktığınız yönde aradığınız şüphesiz. Bir gözünüz sol cebinizde, diğeri sağ elinizde, eliniz gökyüzünde; içine gömülmüş hayatların haritası asılı durur son sözlerinde ve sözcüklerin de sahibi zamandır şüphe yok; bu ilânihaye mülksüzler muharebesinde yazılırken tarih, istikbâl hep kuzeye,Read More →