. kaşlarımı alsaydım kucağında, cüzdanınla alırdım oysa ben kestim, sana verdim parmak uçlarımı yıldızlardan falan bahsettin sanki; kıyamadım öyle ya kısa kalırdı sevişmek beş vakit, azdı dört mevsim azdı, on iki ay azdı, ‘çok’ azdı, ‘az’ azdı leş gibi imla kokan TRT Türkçesi aşklar falan ‘birazdı’ hepsi maval martaval bakıştı,Read More →

Okuyacağınız metin, Karavin’in, Düşülke Klasik serisinde yayınlanmış Franz Kafka’nın Dava kitabın önsöz olarak yazdığı metindir. Doğruyu söylemek gerekirse… -ki hep öyle yapmak gerekir, öyle yapmak doğrudur: Doğru hep doğrudur, diyebiliriz biraz Kafka tozu[1] serperek daha en başta- … doğruyu söylemek gerekirse bir Kafka kitabına yazmak gibi bir tasarım yoktu hiçRead More →

     Bu mayıs 41’ime basacağım umuyorum. Kırkım çıkmış gibi hissetmeme bunun sebep olduğunu düşünmek istesem de ben, her gün olan biten “yeni” bir şey (gerçi yeni, sürekli tekrar etmez kendini, etmemeli, etmeyendir ya neyse) kırk yıldır doğru bildiklerimin eğri olduklarını yüzüme çarpa çarpa geçip gidiyor. Yaşanmışlıklar gibi bir iz bırakıyorRead More →

Bir sabitin, çivinin başını gömer gibi tepesine sertçe vururcasına bir kez daha altını çizelim: Yıllardır söyleyegeldiğim, yazdığım gibi Gülen Cemaatine ve diğer tüm din temelli öbekleşmelere karşı oldum, olacağım. Cemaat önderleri denen şeyhler, hacılar hocalarla istişare eden Cumhurbaşkanı profiline karşı olduğum, olacağım gibi. Bir insana dini inanışının sorulmasının bile çok büyük bir ayıpRead More →

Yumuşak Giriş Türkiye’de LGBTİ edebiyatı, edebiyatımızda LGBTİ karakterler üzerine düşünmeye başladım. İşte kaygılandığım da, bir an için aklıma düşen de tam bu aşamasıydı yazmanın. Nasıl bir tablo çizmek olanağı vardı bu konuda; pembe bir tablo olabilir miydi bu? Yazık ki, 80’lerden bu yana “bırakınız yapsınlar, bırakınız alsınlar satsınlar” aşısını, “netekimRead More →