Yumuşak Giriş Türkiye’de LGBTİ edebiyatı üzerine yazmaya kalkışınca ne yalan söyleyeyim birkaç saniye içinde sevinçten, kaygıya, oradan da öfkeye savrularak dalgalandı ruh halim. Sevindim çünkü, “gey arkadaşları olanların” karaladıklarının LGBTİ edebiyatından sayıldığı cennet memleketimizde, benim kimliğimde ya da kendilerini kuir bireyler olarak tanımlayan birçok yazarın romanlarının, öykülerinin, üstelik başkarakterlerimizin dertleriRead More →

“Karamsarlık tüten bir yazı yazmayacağım,” telkinleriyle oturuyorum yazmaya, ama bugün ülkenin doğusunda yaşanan ürkütücü şiddet tablosunun gölgesinde, öyle günlük güneşlik, etrafa gülücükler saçan, çiçekli böcekli bir yazı yazmamın önündeki aşılmaz hendeğin vicdanım olacağını biliyorum… Demem o ki, siz aşka dair, janjanlı laflardan, üç beş kurnazca kelime oyunuyla çatılmış aforizmalardan, haniRead More →

Aşağıdaki yazı bir zamanlar Pulbiber dergisi için “ısmarlama” yazılmıştır. Bunu herhangi hoşnutsuzlukla, özellikle belirtmiyorum, eğer varsa, sıkı okurum fark edecektir yazının benim doğal yazı akışımın dışında olduğunu. Bugün yeniden ve Düşülke’de yayınlansın istedim çünkü henüz birkaç gün geçti, genç bir kızın, aşk için ki nasıl bir aşksa o, pompalı tüfekleRead More →

Açıkçası gerek yoğunluktan, gerekse de olabildiğince çok insanın fikir belirtmesini beklediğimden uzun soluklu bir cevabı geciktirdim. Şimdi artık zamanıdır sanıyorum. En başta böyle bir tartışma zemini oluşturduğumuzda Düşülke’de iki handikapla karşılaştık ki bunlardan da sonuçlar çıkartmalıyız diye düşünüyorum. Birincisi, aramızdaki kişisel çekişme, çekememezlik yahut düşmanlığa varan tavır takınma halleriydi. BenRead More →

  Ailesinden, okulundan, büyüğünden, bücüğüne kadar kendi varlığını başkasının imhası, yokluğu üzerine kurmak temelinde eğitilmiş, eğitilmekte olan ağır hasta bir toplumuz. Böylesi bir toplumda edebiyat ve sanat, biz üretenleri -ilk akla gelenin aksine- bu durumdan muaf tutmuyor. Evde, sokakta, çarşıda ceza, hapis, işkence, linç, ölüm vb. olarak dışa vurulan toplumunRead More →