Köleliğin ve insanlığın tarihi birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe geçmiştir. Tarım devrimi ve kent yaşamına geçişle beraber verimli topraklarda çalışarak, çığ gibi büyüyen nüfusu beslemesi gereken insan gücü, büyük oranda gene bu verimli toprakların fethi için girişilen savaşlarda esir düşen insanlarla sağlandı. Kölelik, toplumun sınıfsal yapılanma sürecinde çehresi değişse deRead More →

Günboyu ben… Önce,,, Uyanır uyanmaz omzundan öper, güneşe çıkarım; teşekkür ederim. Sana emanettir o sıra sevgilim gün kesiği düşlerim… Kedili bahçede su, deniz değilse bile terinin tuzu ve ışık olur hep toprak, o sıraysa memleketi düşünür, kederlenirim ve içimde titrer bir yaprak… Tütün sarar, kahve pişiririm sonra dizlerimde çocukluğum sızlarken.Read More →

Bayım ruhum on dördüne bastı basacak, lütfen çekin bıyığınızı memelerimden. Kendi don lastiğinizle boğmak istemezdim sizi, en sevdiğim naylon çorabımı yırtmasaydı evlilik yüzüğünüz. Hayır, ütüden nefret ederim ve evlenilecek kadın olduğumu da iddia etmiyorum, ama hiç değilse kızlık soyadım falan yok, zarımaysa mor menekşeler ekiyorum her cuma; sırf bu yüzdenRead More →

Bir filmde izlemiş olacaktı, ama filmin adı neydi, oyuncular kimlerdi hatırlayamadı. Siyah beyaz mı, yoksa renkli miydi?.. Neyse, adam, karısını aldatıyordu ve kadın da kocasını aldamıştı en sonunda. Diyordu ki evi terk ederken yazdığı veda notunda: “Bir kadın için, ancak kendisi aldattığında biter o ilişki, kendisini aldattığında değil…” “Ben kocamıRead More →

Yeryüzünü, görünmez kırmızı çizgilerle parçalayıp işgal eden, insanların diledikleri yerde yaşama, ölme hakkını gasp edenler “devletlerdir.” Hangi yönetim biçimi, bayrak ya da uydurulmuş kutsallara tutunuyor olursa olsun, hiçbir devlet yeryüzünün, insanlığın mecburiyeti olamaz… Bu mecburiyet hissini, handiyse Anadolu kasabalarından bozma şehirlerindeki adları otomatik olarak Cumhuriyet olan ama aslında Mecburiyet CaddelerindenRead More →