Temmuz 1946’da, Louis Réard adında bir Fransız terzi, kadın mayosunu ikiye bölüp, tarihin gördüğü en küçük hale getirdiği tasarımının sunumunu yapıyordu Paris’te. Heyhat, gelin görün ki, aynı günlerde A.B.D. de savaş sonrası deneme programlarının ilki kapsamında Marshall Adalarının birinde üçüncü atom bombası denemesini yapmaktaydı ve bütün gazeteler, radyolar bu nükleerRead More →

Yumuşak Giriş Türkiye’de LGBTİ edebiyatı üzerine yazmaya kalkışınca ne yalan söyleyeyim birkaç saniye içinde sevinçten, kaygıya, oradan da öfkeye savrularak dalgalandı ruh halim. Sevindim çünkü, “gey arkadaşları olanların” karaladıklarının LGBTİ edebiyatından sayıldığı cennet memleketimizde, benim kimliğimde ya da kendilerini kuir bireyler olarak tanımlayan birçok yazarın romanlarının, öykülerinin, üstelik başkarakterlerimizin dertleriRead More →

“Karamsarlık tüten bir yazı yazmayacağım,” telkinleriyle oturuyorum yazmaya, ama bugün ülkenin doğusunda yaşanan ürkütücü şiddet tablosunun gölgesinde, öyle günlük güneşlik, etrafa gülücükler saçan, çiçekli böcekli bir yazı yazmamın önündeki aşılmaz hendeğin vicdanım olacağını biliyorum… Demem o ki, siz aşka dair, janjanlı laflardan, üç beş kurnazca kelime oyunuyla çatılmış aforizmalardan, haniRead More →

Aşağıdaki yazı bir zamanlar Pulbiber dergisi için “ısmarlama” yazılmıştır. Bunu herhangi hoşnutsuzlukla, özellikle belirtmiyorum, eğer varsa, sıkı okurum fark edecektir yazının benim doğal yazı akışımın dışında olduğunu. Bugün yeniden ve Düşülke’de yayınlansın istedim çünkü henüz birkaç gün geçti, genç bir kızın, aşk için ki nasıl bir aşksa o, pompalı tüfekleRead More →

Bugün hiç konuşmamayı denedim. Çok güç olmasa gerek, diye düşünüyordum, öyle de oldu hakikaten. Zaten bir insan (yani ben) ve dört kediydik evin içinde; orada sıkıntı yaşamadık hiç. Bakışarak anlaştık. Zaten siz artık bir ya da birden çok kedinin insanı olmayı öğrenmiş, iyi eğitilmiş biriyseniz, vazifelerinizi yerine getirir, üstünüze vazifeRead More →