Tıraş olmam gerekiyordu. Yine bir iş görüşmesi. Bir türlü bitmeyen iş görüşmeleri. Joker suratlar ve tedirginlik. Bilmediğim bir mahalleydi. Herhangi bir berbere girecektim. Salon Alluş. Girdim. Selamladım. Selamladı. 60 yaşlarında gözlüklü ve kır saçlı bir adam. Otur, dedi. Oturdum. Sanki yüz yıldır müşterisi gelmiyordu. Tam, yanlardan hafif, önler uzun, diyecektimRead More →

Reyon dizme elemanıydım. Korkunç derecede seriye bağlamıştım. Yani beni o reyonda gören herhangi biri üstün yeteneklerim olduğunu düşünebilirdi. Hareketlerim hızlıydı ve robotikti. O kadar hızlı çalışıyordum ki iş arkadaşlarım bana “makine” diyorlardı. İşinin hakkını veren ender insanlardandım. Tabii ki bu ülkede. Fakat bu yeteneğim yeterli ilgiyi görmüyordu. Müşterilerin beni takdirRead More →

Zengin olmak istiyorum, dedim. Bar tenhaydı. Az önce masasına zorla oturduğum adam yüzüme uzun uzun baktı. Hayatın anlamı paradır, dedim. Alkolün etkisiyle hipomanik bir hale erişmiştim. Adam süt içiyordu. Hırpani ve kirliydi. Bir saattir konuşuyordum. O hiç konuşmamıştı. Yeter artık, bıktım sahte sevişmelerden, dedim. Adam tekrar yüzüme baktı. Gözlerinde sankiRead More →

Bir yerdeydim. Etrafımı hayallerin hammaddesi sarmıştı. Yapışkandı ve pembeydi. Bir tablo gibi çivilenmiştim o yere. Hareket edemiyordum. Sadece düş kuruyordum. Hiç bitmeyecek bir düş yumağının içindeydim. Sen vardın. Senin o son kelimen vardı: “Bitti!” Bittim. Bir eve vardım. Kapı açıldı. Evden bir at çıktı. Siyah bir kısrak. At, ona binmemRead More →

Depodaydım. Tır gelecekti. “Kim gelecek?” dedim Rıza Ağbi’ye. “Yeni biri,” dedi. “Yeni başlamış işe,” dedi. “Hayırlısı olsun,” dedim. Yarım saat sonra deponun kapısında bitiverdi yeni Tırcı. Deponun girişi biraz dardı. “Gireyim mi?” dedi. Rıza Ağbi tamam anlamında bir işaret yaptı. Tır kendini açığa aldı. Sağladı. “Gelme,” dedik, geldi ve depoRead More →