Köye gittik. Düğün vardı. İlk önce güzel bir yemek yedik. Sonra da güzel bir yemek yedik. Aslında, düğün boyunca hep güzel yemekler yedik. Köy güzeldi. Köy sakindi. Akraba çoktu. Ben gelin tarafıydım. Gençtim. 20’li yaşlarda zıpkın gibi bir gençtim. Oğlan tarafınının ve kız tarafının gençlerini kocaman bir masaya oturttular. EniştelerRead More →

Seni çok seviyorum ulan! Ulan, dedim kusura bakma Seni seviyorum, dedim kusura bakma Bir sesin çoğalmadan önceki halinde buluşalım Parklarda buluşalım, pastanelerde çarpışalım Çarpık bacaklı kadınlara fal baktıralım Hep iyi çıksın, kader, para, aşk, Süleyman Süleyman mı? O pazar arabama çarpan fırlama Sinemalarda, arka koltuklarda, Cansu’yla birlikte Bir yaşlıya vurupRead More →

Hastaydım. Ayak parmaklarımın tırnak uçlarından saç uçlarıma kadar her yerim ağrıyordu. Durmadan kusuyordum. Durmadan sıçıyordum. Yanıyordum. Düşünemiyordum. Yiyemiyordum. Her şeyden nefret ediyordum. Pencereleri kapatmıştım. En ufak bir gürültüye bile tahammülüm yoktu. En ufak bir diyaloğa. En ufak bir sallantıya. Doğru pozisyonu yakaladığımı hissettiğimde belki beş saat hareket etmeden öylece kalıyordum.Read More →

-Biz nasıl adamlardık lan Lütfü? -Sahi, nasıl adamlardık be ağbi? -İyi adamlardık be koçum. -Sahi, iyi adamlardık değil mi be ağbi? -İyi adamlardık, iyi adamlardık. Sonra et bozuldu. Süt ve ıstırap. Ellerimizde demirden ilahiler. Kan bozuldu. Bir ateşin etrafında dönen uzay böceği ve kâğıttan çiçekler. Yüzlerimiz bir arabayı daha solladı.Read More →

Gökyüzüne doğru kafamı kaldırdım. Kuleye benzer bir yapı, ayı gölgeliyordu. Aptallaştığımı düşünmesem bu kulenin Galata Kulesi olduğuna yemin edebilirdim. Onunla bir alakası vardı ya da yoktu; fakat içimdeki bütün gizli güçler onun Galata Kulesi olduğuna hep bir ağızdan yemin ediyorlardı. Kulenin biraz açığına doğru yürüdükten sonra tepesinde bir kadının bağdaşRead More →