Hikayem odur ki, yürümeyi bilmemenin karneye yansıyan kötü notlarıyla başlar. Lise zamanları H. adlı sınıf arkadaşımın ‘’öyle değil böyle yürüyeceksin’’ dediğini anımsıyorum. On beş yaşındaki mayını bol bir ergene, başka bir ergen yürümeyi öğretiyor. Yer: Sağlık Mahallesi. Zaman: Bundan bir an önce. Bacaklarımdaki kaskatı iskelet bir türlü yeni filmi çekilemeyenRead More →

Yarım saat süren bir kovalamacanın ardından, dün geceyi geçirdiğimiz tepeye ulaştık. Akamızdan sıkılan kurşunlardan biri sağ baldırımı sıyırmıştı koşarken. Yırtılan etimden kan boşalıyor, saç diplerimdense terle karışık benzin damlaları süzülüyordu. Vücudum o kadar ısınmıştı ki, neredeyse etime yapışan benzin kendiliğinden alev alacaktı. Heriflerin peşimizden gelip gelmediklerinden emin değildim. Ama Aphiwe’inRead More →

İnsanın en hassas olduğu dönemde uzanan bir yardım eli, insanı nasıl minnettar kılar? O insan için yapamayacağı şey yoktur artık. Bol keseden atıp durur. Biraz da pişkinse bire bin katarak anlatır kendisine yapılanı. Karşısındakinin gururunu okşamayı bir görev bilir. Üzerine toz kondurmaz. Velinimetim, der. Yabancı bir ağızdan bir kötü sözcükRead More →

Yattığı yerden yalnızca beyaz tavanı izliyor, bir yandan da kafasını kaldırmadan sigarasını içmeye çalışıyordu. Bulunduğu oda duman altıydı. Rahatlıkla nefes alıp veremediğini fark etti. Uzaklardan ağlayan bir köpek sesi duydu. Daha sonra bu ses, yağmur damlalarına karışıp, herhangi bir rögar kapağında son bulan acıklı bir intihar şeklini aldı. Bir saniyeliğineRead More →

Onun kan çanağı gözlerinde hakikate çağıran ürkek, içten ve masum bir bakış vardı. O gün Kabataş vapur iskelesinden fünikülere doğru yol alırken göz göze geldik, sanki bir an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Durdum. Arkamı döndüm. Kalçalarını anca kapatan mini kot şortunun son bulduğu yerde dizinin eklem yerlerine kadar uzananRead More →