Ah Carmela, dik burnun bir başkaldırı. Bir göçmen botunda iki çocuğunu boğarken deniz, işte öyle şişirdin dudaklarını! Ama her şeyden önce Carmela, gözlerin. “Tanrı en büyük porno film senaristidir,” dercesine çığlık atıyor. Haklısın. Tırnak uçlarına kadar haklısın. Hatta en çok onlara kadar. Kendi bedenine sapladın onları. Ve hâlâ var aralarındaRead More →

Çocukken en korktuğun olay neydi, diye sordu. Köyde bir bahçelikte sıçıyordum…, deyip devam edecektim ki; sıçıyor muydun, bu çok komik, dedi. Evet, ellerimi temizlemek için toprağı kardığımda elime küçücük bir yılan geldi. Kör yılan. Ama ısırmadı, dedim. Korktun mu, dedi. Çok korkmuştum, çok, dedim. Peki sen sevgilim, en çok neRead More →

I Bir ağaç eğildi rüzgâra; senin, benim gibi değil, köklü, güçlü kuvvetli bir ağaç eğildi. Ellerim çiçeklendi, çünkü açmamış kentlerin sıvasız sırtından daha şimdi Anadolu Anadolu bir bulut süzüldü; eli kulağında, tam tamına üç kız çocuğunun memeleri tomurcuklanır ardında perdelerin. Bir fidan kırılır sonra ve bir tane daha ve birRead More →

Çocuktu onu bulduğunda. Yavru karga. Ona bir barınak yaptı. Besledi. Her gün sevdi, okşadı. Babasının küfürlerine aldırmadan onu korudu. Beraber olgunlaştılar. Fakat bu karga çok büyüdü. Yani hacim olarak. Bir oturma odası kadar devasa oldu. Eleman ergenliğine girmişti. Annesi, “Bırak şu uğursuzu!” dediyse de dinlemedi. Beslemeye devam etti. Onu çokRead More →

Ey siz normaller! Ey hiç delirmeyenler! Ey hiç alkol komasına, aşk komasına, öfke, ihtiras, intikam komasına girmeyenler! Kendi sularını bulandırmamak için etraflarındaki kan göllerini Abant Gölü’nde mesire yapıyormuş gibi seyredenler! Ey biz delirenlere hor bakıp, iğrenç normalliklerini burnumuza dayayarak alay edenler! Nasıl yaşıyorsunuz? Nasıl yaşayabiliyorsunuz normal normal? Ermiş desem değilsiniz…Read More →