Rüyalar arası bir otobüsteyim. Dağları ve ovaları geçip gider gibi sevinçlerin ve kederlerin arasından yol alıyor otobüs. Yirmi iki numaralı koltuğa gömülü bedenim yorgun. Başımı yasladığım camda sonsuz bir karanlığın taşrayı anlatan öyküsü. Gözlerim kapalı dinliyorum geceyi. Saatlerdir ya da aylardır, belki de yıllardır bu otobüsteyim. Ne zamandır burada olduğumuRead More →

 köhne dersliklerin Sisifos’u olarak yazıyorum bu şiiri yarım bir uykuyla, sürüklediğim binom ve olasılıkla sorgu büyüyor teneffüs sonunda, sonra sıkılıyorum tekrar etmiyorum bir tekrarım zaten diyorum yetmiyor sabah saat sekiz Nesimi’yem vay başıma diyorum   I. -atanamayanlara ve evlenemeyenlere- fen lisesi çıkışları sokaklar otobüs kalabalıkları müdür yardımcıları yazanlar leyla’yı mecnunRead More →

I Bu eski karanlık; bunu, şuraya asalım, gerinize; bunu siz boyadınız karaya. Şimdi baktığınız yönde aradığınız şüphesiz. Bir gözünüz sol cebinizde, diğeri sağ elinizde, eliniz gökyüzünde; içine gömülmüş hayatların haritası asılı durur son sözlerinde ve sözcüklerin de sahibi zamandır şüphe yok; bu ilânihaye mülksüzler muharebesinde yazılırken tarih, istikbâl hep kuzeye,Read More →

Yok. Bundan daha fazlasıydı… Baktığım yerin boşluğu daha sertti bundan… Taşlarsa her sustuğumla, içime oturdu. O taşların toplamı şimdi kendimden yarattığım. Baktığım yer, boş, soğuk bir duvar. Kendime dönük yönümü değiştirir miyim? Sanmıyorum. Ağır kanamalı sözcüklere güç yetsin diye, hafif, uçuş uçuş gülücükler giyinmeli belki de… Belki de insanlar böyleRead More →

Bir hanın çay ocağında oturmuş, ıslak elbiselerimizle çayımızı içiyorduk. ikimiz de perişan görünüyorduk. aramızdaki kocaman suskunluğu, cama vuran yağmur damlaları bozuyordu. Bir saat önce, ona ilişkimizi artık yürütemeyeceğimi ve ondan ayrılmak istediğimi söylemiştim. O andan itibaren tek kelime etmemişti. Çaylarımız tazelendi, sigaralar yakıldı. Gözlerine baktım, çok üzgündü. Haklıydı çünkü beniRead More →