Çok uzak ülkenin birinde çirkin bir kral yaşarmış. O kadar çirkinmiş ki kokladığı çiçekler solarmış. Su içtiği nehirler kururmuş. Güldüğü aynalar çatlar, sıçtığı mermerler göçermiş. Seviştiği kadınlar bir gecede elli yaş alırmış. Üstelik bu kral çirkinliğine hiç aldırmaz, sürekli televizyonlarda boy gösterirmiş. Hiç uyumadan 48 saat halka seslendiği olurmuş. HerRead More →

Ah Carmela, dik burnun bir başkaldırı. Bir göçmen botunda iki çocuğunu boğarken deniz, işte öyle şişirdin dudaklarını! Ama her şeyden önce Carmela, gözlerin. “Tanrı en büyük porno film senaristidir,” dercesine çığlık atıyor. Haklısın. Tırnak uçlarına kadar haklısın. Hatta en çok onlara kadar. Kendi bedenine sapladın onları. Ve hâlâ var aralarındaRead More →

Çocukken en korktuğun olay neydi, diye sordu. Köyde bir bahçelikte sıçıyordum…, deyip devam edecektim ki; sıçıyor muydun, bu çok komik, dedi. Evet, ellerimi temizlemek için toprağı kardığımda elime küçücük bir yılan geldi. Kör yılan. Ama ısırmadı, dedim. Korktun mu, dedi. Çok korkmuştum, çok, dedim. Peki sen sevgilim, en çok neRead More →

I Bir ağaç eğildi rüzgâra; senin, benim gibi değil, köklü, güçlü kuvvetli bir ağaç eğildi. Ellerim çiçeklendi, çünkü açmamış kentlerin sıvasız sırtından daha şimdi Anadolu Anadolu bir bulut süzüldü; eli kulağında, tam tamına üç kız çocuğunun memeleri tomurcuklanır ardında perdelerin. Bir fidan kırılır sonra ve bir tane daha ve birRead More →

Çocuktu onu bulduğunda. Yavru karga. Ona bir barınak yaptı. Besledi. Her gün sevdi, okşadı. Babasının küfürlerine aldırmadan onu korudu. Beraber olgunlaştılar. Fakat bu karga çok büyüdü. Yani hacim olarak. Bir oturma odası kadar devasa oldu. Eleman ergenliğine girmişti. Annesi, “Bırak şu uğursuzu!” dediyse de dinlemedi. Beslemeye devam etti. Onu çokRead More →