Şiddetli bir baş ağrısıyla beraber, ağır ağır gözlerimi açtım. Gözlerimi açar açmaz ilk işim ellerimi yüzüme götürmek oldu. Parmak uçlarımla önce gözlerimi, burnumu, çenemi, daha sonra da alnımı ve başımın üst kısımlarını tek tek dolaştım. Yüzümdeki organların hâlâ yerinde olup olmadıklarını kontrol etmek ister gibiydim. Hepsi yerli yerindeydi. Lakin parmak uçlarımRead More →

Nasıl başlamalı, başlar bir yazı bilmiyorum.  Sert bir içkinin damakta bıraktığı burukluk gibi içimdekilerin tadı. Yudumladıkça kırılıyor, kırıldıkça; kırıyorum ne varsa.. Bozuk saatler gibiyim, bir yerlerde unutulup onarılmayı bekleyen. Belleğin an be an hatırda tuttuğu çok uzaklardaki sevgiliyle güzel bir günde çektirilmiş, eski bir komodinin çekmecesinde özensizce saklanagelmiş yorgun, silikRead More →

– Yamacıma ayak basan bu genç de kimdir? – Ben… Bir okçuydum Zerdüşt, okumu kaybetmeden önce. – O halde, bir okçu olarak burada değilsin artık. Peki, kimsin sen? – Bilmiyorum. – Öyleyse anlat hikayeni, kim olduğunu bilmeyen eski okçu, bu yardımcı olacaktır bilmene. – Ben… Bir ok yapmaya karar vermiştimRead More →

Yağmur şiddetini büyük bir sis bulutu eşliğinde giderek arttırdı. Sanki bu gece, bu şehirden ve bu şehirde yaşayan tüm varlıklardan nefret eder gibiydi. O ise başı öne eğik, elleri ceplerinde yürüyor, bir yandan da açık bir kapı bulabilme umuduyla teker teker apartman kapılarını kontrol ediyordu. Tek istediği bu geceyi atlatabilmekRead More →

Kıbrıs’ta çok zıplamalı, çok nanikli, çok eğlenceli bir konserindeydik… Kuliste, Alper Bakıner ve Kamucan Yalçın’la biraz albümden, çokça hürlükten ve şu andan lâfladık… Luxus, bi’ arkadaşınızın size önerisiyle gruba verdiğiniz bir isim. Fluxus sanat akımını çağrıştırması cabası…  Latincede de ışıklar anlamına geliyor. Şimdi grubun adını sorarak sizi hiç bunaltmayacağım…   korkmayın. Read More →