köhne dersliklerin Sisifos’u olarak yazıyorum bu şiiri yarım bir uykuyla, sürüklediğim binom ve olasılıkla sorgu büyüyor teneffüs sonunda, sonra sıkılıyorum tekrar etmiyorum bir tekrarım zaten diyorum yetmiyor sabah saat sekiz Nesimi’yem vay başıma diyorum   I. -atanamayanlara ve evlenemeyenlere- fen lisesi çıkışları sokaklar otobüs kalabalıkları müdür yardımcıları yazanlar leyla’yı mecnunRead More →

Ah Carmela, dik burnun bir başkaldırı. Bir göçmen botunda iki çocuğunu boğarken deniz, işte öyle şişirdin dudaklarını! Ama her şeyden önce Carmela, gözlerin. “Tanrı en büyük porno film senaristidir,” dercesine çığlık atıyor. Haklısın. Tırnak uçlarına kadar haklısın. Hatta en çok onlara kadar. Kendi bedenine sapladın onları. Ve hâlâ var aralarındaRead More →

I Bir ağaç eğildi rüzgâra; senin, benim gibi değil, köklü, güçlü kuvvetli bir ağaç eğildi. Ellerim çiçeklendi, çünkü açmamış kentlerin sıvasız sırtından daha şimdi Anadolu Anadolu bir bulut süzüldü; eli kulağında, tam tamına üç kız çocuğunun memeleri tomurcuklanır ardında perdelerin. Bir fidan kırılır sonra ve bir tane daha ve birRead More →

Ödüm kopuyor Yaşamak. Senin yakınlarında ölü bulundum, doğdum senin yakınlarında ve ölmek için doğmanın gerekmediği zamanlardı.   Her şeye şahit olmak, her şeyi bilmekse eğer geri dönmeyecek biri, şafak sökerken neden ağlamaya devam eder?   Hiç konuşmayacak mısın?   Kalkıp bilinçli bir yelkene, uzaklık adlı bir rüzgâr üflüyorsun; ruhunda kaybolanRead More →

Umurumda mı, aya ilk hangi ayağıyla bastığı Armstrong’un ki, Adem’dir elmaya ilk yenik düşen, Yusuf’un gömleğine sürülen kan kadar insanda merhametten anladığım. Bir elmayı ısırıyorum, dişleri kanıyor Adem’in kemikleri kadar, beni kan tutuyor. Tanrım gökten martı yağdır. Güzel adamlar, güzel kadınlar ve güzel çocuklar Tanrı’nın bir lütfu, diyor annem. AnnemRead More →