önce ruh çürüdü hayalleri çer umutları çöptü önce ruh çürüdü kendi ayağına dolandı insan ne aşuk ne de maşuk olabildi kendi suratına tükürdü insan önce ruh çürüdü plastik çiçekler plastik düşünceler vesikalı sevişler apışarasında kaldı aşk önce ruh çürüdü hayra yorulmaz rüyalar dipsiz kuyular gibi her tanışma her sevişme herRead More →

„ah şu boynun ve parmakların…“ diyorum gözlerin küsüyor bana. artık saatin önem taşımadığı bir gecedeyiz. sokak aralarında, bellerinde öfkelerini ve ölü soluklarını taşıyanlarla karşılaşmıştık önce. sonra seçim afişlerinin ve pankartlarının gölgelerinde ayanamayıp öpmüştüm seni. esmer çocuklar bağırarak koşuyorlardı kaldırımlarda „seni başkan yaptırmayacağızzzzz“. şimdi karşımdasın. baktığın yerde olmak isterdim hep. bak,Read More →

‚sen benim düşçürüğümsün’ dedi ve ben yüzyıldır beni beni bekleyen mezara düştüm. ikimiz de sabaha kadar uyumamıştık. samatya sahili’nde, elimizde marmara şarabıyla hiç konuşmadan yakamozlara bakmıştık. ne oluyordu ne de ölüyordu aşkımız. upuzun bir yazının içinde devrik bir cümle gibiydik, okuyanın garibine gidiyorduk. defalarca ayrılıp defalarce birleşmiştik. kavgalarımız, sevişmelerimiz, hasretlerimiz,Read More →