Kusarak uyandı. Pudra pembesi ipek yastığı, inci rengi halısı, koridorun dalgalı tonda calacatta mermerleri, banyonun buz grisi yer seramikleri ve kase şeklindeki oldukça dekoratif tezgah üstü cam lavabosu kusmuk içinde kaldı. Öyle şehvetli öğürüyordu ki bedeni öne doğru kıvrılıp bükülüyor, bacakları titriyordu. Cam kaseyi iki eliyle birden kavradı ve sonRead More →

Şimdi düşünüyorum da, her şey o gripten sonra başladı. Sadece gripti. Fethi de, Emel de bunu eşime söyledi. Ama ben ona, Fethi’nin sadece göz doktoru olduğunu, Emel’in de çok bilmiş bir beyin cerrahı olduğunu, onkolog olanın ise ben olduğumu ve kesinkes akciğer kanseri olduğumu söyledim. Sadece griptim. Sevil, avuçları yanaklarında,Read More →

Yapabilecek iki şey vardı; ya yol parasını edebiyat dergilerine verecek ve gittiği yerden nasıl döneceğiyle ilgili yeni ikişer seçenek düşünecekti ya da bir dergiyi almayacaktı. Oysa o, hepsini alması gerektiğini düşünüyordu çünkü iki seçenek vardı; ya yazdığı öykülerden biri nihayet bir dergide yayınlanacaktı ya da artık vazgeçecekti. Onun için yaşamakRead More →

  …Çekyatta öpeceğim onu. Çekyatta dizlerine oturup boynunu okşayıp dudaklarını çiğneyecek, onu yatıracak, üzerine uzanacak, üzerimdeki tüm ağırlığı ona yükleyecek, başının altındaki yastığı çekecek, yüzüne bastıracağım. Ben dörtten yüze kadar sayacağım, o on sekizde ölmüş olacak. Ama uykum geliyor. Sayı saymak benim uykumu hiç getirmez ama uykum geliyor. Koyunların sıraRead More →

…Elim cebimde, işaret parmağım tetikte yürüdüm. Yürüdüm ve ‘o’nun çalıştığı kafenin kepenklerinin çoktan inmiş olduğunu görmeden önce tabancanın boş olduğunu hatırladım. Kafenin graffiti kaplı kepenkleri önünde, cebimde onlarca kez tetik çekerek voltaladım. Saat 22:30’u geçmiş olmalı. Geçmiş gitmiş olmalı. Ben onlarca kez önünden geçtim. Pişman oldum. Bana ‘hiç pişman oldunRead More →