Tarla Korkuluğu

Tarla Korkuluğu

Beceremiyorum. Sanırım hayatları harika giden ve bu doğrultuda başka hiçbir yöne sapmayan insanlar gibi olamadım. Hastayım. Evet, ben hasta bir herifim. Bunun bilincinde olmak bir şeyleri değiştirmiyor üstelik. Çünkü korkunç bir hale gelmem hep an meselesi oluyor. Bir bakıyorsun dünyanın en tatlı adamıyım, bir bakıyorsun sevimli bir oyuncak ayıdan duygu katiline dönüşen bir yaratığım. Fakat hepsi benim. Benim işte. Bedenim bir sürü farklı ruhun işgali altında. Her birinin farklı istekleri var. Farklı inançları. Bu ikiyüzlülük değil, çok ruhluluk. Uçlar arasında dolaşıyorum. Güzel bir cennet bahçesinde yürürken birden karanlık bir kuyuya düşüyorum. Titriyorum. Terliyorum. Gözlerim kararıyor. Ağzım morarıyor. Sonra tekrar soluksuz ve heyecanlı bir coşkunluk. Yenemedim şu orospu evladını. Yenemeyeceğim de. Onlarla yaşıyorum. Onlarla birim. Onlarla varım.

Bir tarlada durduk. Mısır tarlası. Tarlanın içinde dolaşmak istedim. Yürüdüm ve yapraklara değdim. Tarlanın tam ortasında iğrenç bir tarla korkuluğu vardı. Ona dokunmak istedim. Daha önce hiçbir tarla korkuluğuna dokunmamıştım. Elimi uzattım ve o bana hırladı. Sonra kovalamaya başladı. Sıçtığımın korkuluğu beni tarlanın dışına kadar kovaladı. Tarladan çıktım. O da tam sınıra geldi ve arkamdan tükürdü. Korkuluk beni tarlaya zararlı bir şey olarak görmüş olmalıydı. Ama insandım. Kinime yenildim. Bir yerden bir bidon benzin buldum ve tarlayı korkulukla beraber yaktım. Korkuluk ağlayarak öldü. Korkuluk üzülerek yok oldu.

 

Onur Sakarya
Görsel: John Barcus – “Bogey Strawman”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir