Taş

On beş sene. Koskoca on beş sene. Ardına bir kere bile bakmadan beni terk etti. Bir kez bile. Yani, insan meraktan döner. Gözü bir anlık arkaya kaçar. Hayır, bakmadı. Bir taksiye atladı ve gitti. Bir not bile bırakmamıştı. Rujuyla aynaya bir şey çiziktirmemişti. Ne bileyim, sebebini anlayamadım. Her zamanki gibi kahveden eve dönmüştüm. Kapıda çakma nike çantasıyla beni bekliyordu. İçine bir bok sığmayacak küçüklükte kahrolası bir çanta. Her şeyini bırakmıştı. Önümden hızla geçti, bir “Hoşçakal.” demeden gitti. Olay buydu.
Eve döndüm. Aptal bir adamdım. Bilmiyordum. Hadi o bana “Hoşçakal.” dememişti; ben ne bok yemeye onu durdurmamıştım. On beş sene. Az değil. Yoksa onun gitmesini mi istiyordum? Hayır. Onu seviyordum. Onun ellerine ölüyordum. Onun saçlarına ölüyordum. Ona ölüyordum. Eve döndüm. Mutfaktaki tahta masaya oturdum. Bir sigara yaktım. Her fırt sonrası ciğerlerimdeki kadersizliği üfledim isli duvarlara. Soba mevsimiydi artık. Beraber kurardık sobayı. Bir 70’lik açardık. Öpüşürdük. Güllü filan dinlerdik. Gülüşürdük. Evimiz müstakil, kim duyacak?
Buzdolabını açtım. Bir yerlerde şarap olacaktı. Bulamadım. Kaldırmıştır bir yere, ara ki bulasın. On beş sene. Az değil. Üstüme bir karanlık abandı. Nefes alamaz oldum. Ağlamaya başladım. Sigaramı aceleyle söndürdüm. Yatak odasına koştum. Her yerde o var. İçimi kemirmeye başladım. Neden? Neden ulan .mına koduğumum karısı? Sus. Küfretme. Belki geri gelir, sevişiriz. Bir an rahatladım. Sonra tekrar siyah bastırdı kafama. Allahım, bu nasıl acı, dedim kendi kendime. Elime geçen her şeyi parçalamaya başladım. Cam, çerçeve ne varsa indirdim. Geri zekâlı gitme deseydin ya. Orospu, kime gittiyse. Alma günahını, anasına gitmiştir. Duyun ulan, ölüyorum. Dur şu Halime orospusunu arayayım, o biliyordur. Aradım. Açmadı. Anasını aradım. Meşgule verdi. Bir cesaret Şevket Ağbi’sini aradım. Bir daha bizi arasan seni s.kerim, dedi ki yapar. Yığıldım.
Mutfağa geri koştum. Bir bıçak aldım elime, ekmek bıçağı. Allahım dayanamıyordum. Koridordaki aynanın önüne gittim ve göğsümü kesmeye başladım. Tam kalbimin olduğu yerden. Kaburgalarımı bir kelebek kanadı gibi açıp kalbimi çıkardım. Bir damla bile kan akmadı. Yerler tertemizdi. Artık elimde tutuyordum onu. Fakat hâlâ rahatlamamıştım. Bahçeye çıkıp kalbimin büyüklüğünde bir taş aldım yerden. Tekrar aynanın önüne geldim ve kalbimin yerine taktım onu. Kaburgam, yaralar birden kapandı. Rahatlamıştım. His yok. Hüzün yok. Sinir yok. Fakat son bir işim daha vardı. Gerçek kalbim. Eşit parçalara ayırdım ve köpeklerin önüne attım. Yediler. Bir sigara yaktım. İşedim ve uyudum. Bir tüy gibi uyudum. Sabah kalktığımda her yer, herkes taştı. Sevindim.

 

Onur Sakarya
Görsel: Wojciech Grzanka ~ Id

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir