Uzun Bir Süredir İyi Haber Alamayan Adam

Uzun Bir Süredir İyi Haber Alamayan Adam

– Mutfağa gir.
Karın güvenilmez kimyasal temizleyiciler yüzünden erken buruşmuş ellerini masa örtüsünün morlarında gezdirirken seslen:
‘’Günaydın!’’
Her günaydın bir iyi niyet dilekçesi. İşleme konmayan. Siz arkanızı döner dönmez devlet dairesindeki memur tarafından alelacele yırtılan.
‘’Ekmek bitmiş.’’
‘İşte yine kötü bir haber’ diyor uzun bir süredir iyi haber alamayan adam. Bakkaldan ekmeğe yine zam geldiğini, başka bir müşteriden ise mahallede dün gece soygun olduğunu öğreniyor. Eve dönüş yolunda başka bir habere maruz kalmamak için başını öne eğiyor, başını öne kilitliyor.
– İşe git.
Otobüste Facebook’a bakıyor. Yeni istek yok. İçine bakıyor sonra. Herhangi bir istek yok. Ofisinde kahve kötü bir haber gibi geliyor. Yüz kırk altıncı kez yanlış gelen kahve boğaza nazır bir sancıyla adamın genzini yakıyor.
– Maillere bak.
Sekizi tanıtım, ikisi sosyal medya güncellemesi, biri yeni site önerisi, biri son alınan kitapların elektronik faturası…
Can sıkıntısından kalp krizi geçirmekte olan bir Ulak’ın vasiyetini kısa mesaj olarak kendi kendine göndermesinin koyu çaresizliğini hissediyorum. Bana gelen mesajlar ya bol X’li ya da tamamen boş geliyor. Sıradanlığın kabartma tozuyla kötülüğün hamurları yoğruluyor. Akşam yemeğini bol yap aşkım. Akşam eve en az bir kötü haberimi getireceğim!
Ben, uzun bir zamandır iyi haber alamayan adam, çalan telefonu otomatik bir bilinçle açıyorum.
‘’Merhaba X bey. On dört nisan Perşembe günü saat on ikide olan randevunuzu bugün saat on beşe alabilir miyiz?’’
Bütün bu rakamlı ifadeler, italik sesli nakaratlar anında itaatkar biri yapıyor bay X’i.
– Olur.
Metrodayken yanındaki zatın akıllı telefonundan memleketinde bir tren kazası olduğunu öğreniyor. Yirmi Dört (24) ölü, yüzlerce yaralı…
– Sahiden her şeydan haberdar olmak zorunda mıyız? Asıl diri olan haberler de biz onların karşısında eşyalaşmış kullar mıyız?’’
Soruları bırakıyor, metrodan iniyor.
Hastaneye git.
Gri, garip duvarlar. ‘’Buraya gelmezseniz, ilaçlarımızdan satın almazsanız, doktorlarımıza yarı- tanrı muamelesi çekmezseniz hasta olursunuz’’ temalı afişler midemi bulandırıyor. Üçüncü katta bir kapının önünde duruyorum. Kapının arkasında bir haber var? İyi bir haber mi bu yoksa uzun bir süredir olduğu gibi kötü mü?
Doktor, yüzüme büyük ve un ufak olmaya hazır bir ciddiyetle bakıyor.
‘’Size bir iyi bir de kötü haberim var.’’
Heyecanlanıyorum.
‘’Önce kötüyü söyleyin lütfen.’’
‘’Bir haftalık ömrünüz kaldı.’’
Panikliyorum.
‘’Peki iyi haber ne?’’
‘’Sekreterim bu hafta sonu benimle çıkmayı kabul etti. Hahahahaha.!’’
Adam güldükçe gözlerinden yaşlar, adam güldükçe gözlerimden yaşlar akıyor. Bu, onun iyi haberi. Bu, onun iyi evreni. Çakralar açık, siyah dolgular sarih, keyifler stabil.
Artık benim de bir iyi bir kötü haberim var.
Kötü haberim şu: İrlanda yapımı bir filmden çalıntı bir fıkradan ibaretmiş hayatım.
İyi haberim şu: Artık bunu okumayı ve beni izlemeyi bırakıyorsunuz!

 

Aytaç Ars

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir