Ve Sanat, Dostlarım, Bedava Olmaz!

And Dağları ve Pasifik Okyanusunun arasına sıkışmış şerit halindeki bu ülke, ünlü golcüleri Iván Zamorano ve Marcelo Salas, 73’teki Pinochet darbesi, şiddetli depremleri ve şaraplarıyla tanınır. Elbette ki Şili’den bahsediyorum, edebiyat alanında Nobel Edebiyat Ödüllü Gabriela Mistral (1945) ve Pablo Neruda (1971) ile birlikte creacionismo (yaratıcılık) akımının kurucusu, Neruda’nın ebedi rakibi Vicente Huidobro ve anti-poetry (karşı şiir) akımının kurucusu, asırlık çınar Nicanor Parra, tremendista (acı gerçekçilik) akımının temsilcilerinden Pablo de Rokha, Gonzalo Rojas, Enrique Lihn gibi şairleriye daha çok şiir türünde iz bırakmış bir ülkedir.  Buna rağmen düz yazı türünde de dünyada iz bırakmış edebiyatçılara sahiptir bu Latin Amerika ülkesi. Bunlar arasında Türkçe’ye çevrilmiş eserleri bulunan José Donoso,  Luis Sepúlveda, Roberto Bolaño, Antonio Skármeta, Ariel Dorfman, Isabel Allende, Alejandro Zambra ve bu yazıda “Film Anlatıcısı Kız” adlı kitabını tanıtacağımız Hernán Rivera Letelier’i sayabiliriz. Şili düz yazısı darbe öncesi dönemde genellikle maden, köy, kırsal alan ve pampalardaki insanların yaşantılarını konu edinirken, darbe sonrasında ise darbenin acılarını yaşamış insanların darmadağın olmuş kayıp hayatlarını ve cunta yönetimine karşı direnişlerini konu edinir.

Letelier, diğer birçok Şilili edebiyatçı gibi kitapları yayınlanmadan önce başta güherçile ocakları olmak üzere çeşitli işlerde çalıştı ve genç yaşında 1973 darbesini yaşadı. 90’lardan itibaren düz yazı alanında eser vermeye başlayan yazar, 2009 yılında yayınlanan Film Anlatıcısı Kız (La Contadora de Películas) romanıyla ilk kez Türkçe’de. Doğan Kitap etiketiyle çıkan bu tanışma kitabında Letelier, darbe öncesi döneminden bir örnek sunuyor ve kırsal kesimden bir masal anlatıyor bize, kitabın Türkiye’deki okuyucular tarafından sevileceğini umuyorum.

Hernán Rivera Letelier – Film Anlatıcısı Kız (Doğan Kitap, 2015, 96 Sayfa) 

Roman, Şili’nin küçük bir kasabasında geçiyor. Kahramanımız, belinden aşağısını kullanamayan babası ve dört erkek kardeşiyle birlikte yaşayan, 11 yaşındaki María Margarita. “Film Anlatıcısı Kız” María, izlediği filmleri bir sinematograf gibi birebir anlatma yeteneğine sahiptir, ancak ailenin bütçesinin elverdiği ölçüde sadece bir kişinin bilet parası çıkışmaktadır sinemaya gidebilmek için. Bu nedenle rakipleri olan erkek kardeşleriyle mücadele edip anlatım konusundaki yeteneğini babasına göstermek durumundadır:

”Filmi anlatırken -şekilden şekile girerek, elimi kolumu oynatarak, sesimi değiştirerek- sanki kendim olmaktan çıkıp filmin her bir karakterine dönüşüyordum. O akşam Ben-Hur oldum. Filmin kötü adamı Messala oldum. İsa’nın iyileştirdiği iki cüzamlı kadın oldum. Bizzat İsa’nın kendisi oldum.”

María yeteneğiyle kasabada haklı olarak ün kazanır, başlarda sadece ailesine anlattığı filmleri dinlemeye kasabadaki diğer insanlar da devamlı gelmeye başlar. Babasının malûl maaşıyla zar zor geçinen ailesine bir fırsat doğmuştur.

”Ve sanat, dostlarım, bedava olmaz.”

İnsanlığın en büyük sorunu devreye girer. Para! Yaşamak için başat şart, bir nevi doğal seçilim kanunu. Parası olan Rothschild, Rockefeller gibi seçilimin en üst basamağında yer alırken, parası olmayan bir evsiz gibi şartlar karşısında zayıf düşerek en alt basamağında yer alır. María, sanatıyla görsel bir üretim yapmaktadır, üretimin karşılığı da dünyanın neresinde olursa olsun maddi bir beklenti oluşturur. Aile bu durumu değerlendirir ve felaketler bu noktadan itibaren başlar.

Letelier, romanın arka planında birçok sorunu bağlantılı biçimde okuyucuya sunuyor. Anne sevgisi/özlemi, çocuk olmanın zorluğu/çaresizliği ve annenin aileyi terk edişini ana konu içerisinde minimal bir şekilde aktarıyor. Erkek egemen toplumların kronik hastalıkları da yer yer taciz, tecavüz, şiddet üçgeninde nüksediyor.

”O bizi terk edince, ağabeyim nasıl kekelemeye başladıysa, benim vücudumu da beyaz bitler kaplamıştı. Komşu kadınlar bu tür bitlerin üzüntüden çıktığını söylüyorlardı. Ve üzüntüm annemin gidişinden kaynaklandığı için, sırf ona karşı beslediğim sevgi yüzünden, bitleri yemeye başladım.

Onu işte böyle seviyordum.

Onu işte böyle özlüyordum.”

María için annesi çok önemli bir yer tutar, şöyle ki ikisinin hayatlarında kesişim noktaları ve paralellikler bulunur.  Rulfovari esintilerin hissedildiği roman, toplumsal boyutta incelediğimizde ülkemiz insanlarının davranış biçimleriyle, Şili kırsalındaki insanların yapıp-etmelerinin benzerlikler taşıdığını görebiliriz. Hüzünlü bir sonla okuruna veda eden roman Şili’nin önemli yazarlarından biriyle tanışma fırsatı sunuyor.

Alengirli Mecmua ~ Özgür Daş

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir