Yokoluşçu

Öyle güzel yokum ki, çekirdekten yeşertip toprağa vereceğim limon, turunç fideleri yetiştirip sessizce yazıyor, biriktiriyorum. Bütün yazdıklarımı istese de istemese de ben de ölünce ihale üstüne kalacak olan kardeşime ve muhtemel yeğenlerime bırakıyorum.
Aşktan, ihanetten, huzurdan, sadakatten, ikiyüzlülükten ve dostluktan da payıma ne düşmüşse aldım hayattan. Gerçi hep söke söke aldım, hep kan revan içinde kalmış buldum kendimi hesap kesilince ama kimseyi suçlamıyorum, hırçın olan bendim.
Çok hakkım kaldı; hakkımla doyan, gülen, yaşayan herkes müsterih olsun, hiçbirinin peşine düşmeyeceğim.
Çok ah aldım. Hepsinin cezasını çekmeye razıyım. Ah ettiğim kim vardıysa inadına yaşasın dilerim, mutlu ölsün, beni unutsun son nefesinden çok çok önce.
Teşekkür ederim hayat, her şey çok güzeldi. Bok gibi olduğunda bile öyle güzel bok gibiydi ki, düşünüyorum da şimdi, daha güzel bok edilemezdi.
Yokluğu gördüm. Varlığı yaşadım. Kendimi kaybettim, bir tek bakışında sevgilinin varoluşu, yokoluşu, bütün bu müesses düzeneği, yaşamayı, ölmeyi yaşamaya dahil bilmeyi ve diğer her şeyi kavradım ve unuttum titreyerek. Sarılıp uyudum. Üşüdüm. Terledim. Susadım. Gülüp ağladım.
Bilmediğim, işitmediğim, görmediğim, gitmediğim çok yer, çok şey var şüphesiz; bu kadarı bile çoktu. Kimseye yük olmadığıma inanıyorum ki sırf bunun için bile teşekkür ederim hayat.
Ölmeden son bir işim kaldı, yazabildiğim kadar yazmaktan başka; üç beş karış toprak alıp Düşülke’ye bırakmak içindeki tüm çer çöple. Umuyorum başaracağım. Başaramazsam da beni affetsinler aynı zaman penceresine düşemediklerim. Öyle güzel yokum ki, yokoluşçuluk benimle başlar ve biter diyorum.
Keyifli akşamlar ölüler.

 

Janset Karavin
Mario Sánchez Nevado – “Treasuere”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir