Yumurtanın Sarısı

Yumurtanın Sarısı

Yumurtanın sarısına ekmek banmayı seninle sevdim. Böyle küçük şeyler işte. Soluk alıp verişimi dinlemeyi uzun uzun. Rüzgârı, gecenin gürültüsünü, ağustos böceklerini, söylenmemiş, susulmuş her şeyi işitmeyi de senden öğrendim.

Misal ben uzun uzun bakmaz, göremezdim “şeyleri” ve onların zaman boyu sırtlandıklarını. Bir merdivenin ulaştırdığı yerdi mühim olan benim için, merdivenin basıla geçile bükülmüşlüğü değil. Şimdi uzun uzun seyrediyorum bütün bu “önemsiz şeyleri” ve “önemli şeyler” yapıyorum bir bir hepsini.

Gitmeler var, bir de uzun uzun beklemeler. Bulutlarca suskun dünya, sadece huzursuz bir ezgi kulak kabartırsan eğer eşlik eder boşluğuna.

Ama en çok yumurtanın sarısı, yemek yemek ve sevişmek, hakkını vererek sevişmek, demenin sevişmeye; öyle ayaküstü değil, “sevişmek” yani. Çünkü hep iyi yemekleri, iyi sevişen kadınları ve yumurtanın sarısına ekmek banmayı istersin. Sabah uyandığında izleyemiyorsan göğsünün inip kalkışını, sevemiyor insan belki dediğin gibi.

Allah’a inanmak gibi bir şey işte sevmek; en büyük sebep korku.

Teşekkür ederim.

 

 

Janset Karavin
Göesel: Djajakusuma | “Egg Island”